Başlarken – Blog Tutmak Üzerine

0
879

Geçmişte blog tutmaya ara ara niyetlendiğim zamanlar oldu. Ama maalesef iş yoğunluğundan ötürü bir türlü fırsat bulamamaktan ve başlayıp devamını getirememekten çekindiğim için bir türlü başlayamadım. Bana göre her iş ya tam yapılmalı ya da hiç yapılmamalı şeklinde olduğu için; okunmayı hak eden faydalı bir yazı yazmanın gerçekten uzun zaman aldığını daha önce Etohum için yazdığım bir yazıda görüp bir türlü başlayamamıştım. Ancak geçenlerde yaşadığım bir olay bu bakış açımı biraz değiştirdi.

Mezun olduğum Koç Üniversitesi’nden girişimciliğe başlamak isteyen bir arkadaş ile ortak bir arkadaşım vasıtası ile tanıştık. Telefonla görüşüp bizim ofise gelerek iş fikri konusunda ofisimize ziyarete gelerek danışmak istediğini söyledi, o sıralar tam da bizim için yılın en yoğun zamanı olan sevgililer günü yoğunluğunu yaşadığımız için ancak 10 gün sonrasında müsait olabileceğimi söyledim. Tereddütsüz kabul edip ofisimize o saatte geleceğini söyledi.

10 gün sonra İstanbul’a şu geçenlerde yağan müthiş kar yağışı oldu. Ofisimiz Mahmutbey’de olduğu için ve servislerimizin ulaşımı neredeyse imkansız hale geldiği için iş hayatımda ilk kez ofis için kar tatili yapmak zorunda kaldık (Hatta ilk kez böyle bir şey yaptığım için ofisimiz şok oldu 🙂 ) Ben de evden işleri takip ederim diye ofiste yapılacakları tuttuğum ofis ajandama hiç bakmadım, evden işleri takip etmeye başladım. Saat tam 9:00 da telefonum çaldı. Arayan 10 gün önce sözleştiğimiz arkadaştı, Mahmutbey’de ofisimizin önünde olduğunu söyledi. Toplantılara ve dakik olmaya müthiş derecede önem veren biri olarak o anki mahcubiyetimi kelimelerle anlatmam imkansız sanırım, maalesef ofis ajandama bakmayı atladığım için toplantıyı atlamıştım. Hemen atlayıp gelebileceğimi ya da gelmemin uzun zaman alacağından ötürü vakit kaybetmemek ve daha uzun görüşmek için orta noktada bir yerde buluşabileceğimizi söyledim, hızlıca orta noktayı kararlaştırıp yarım saat içinde buluştuk ve uzun uzun konuştuk. Kendisinin isteğinden görüşmede de o kadar etkilendim ki seed yatırım bile yapabileceğimi belirttim.

O görüşmeye giderken aklıma kendi ilk girişimcilik günlerim geldi. Üniversite 1. sınıfta Koç’taki E307 nolu yurt odamda kurduğum işim için tecrübeli kişilerden bin bir zorlukla randevu alıp ilk günlerde nasıl heyecanla toplantılara gittiğimi hatırladım. (Hatta o zamanlar arabam da yoktu Tüyap fuarına Koç Üniversitesinden otobüsle gitmem 3 saatimi almıştı, express yerine her mahalle arasındaki durakta duran otobüse bindiğimi acı acı hatırladım) O zamanki bazı kişilerin bana nasıl ilham olduğunu ve söylediklerinin nasıl en zorlu ilk girişimcilik günlerimi kolaylaştırdığını anımsadım. Her ne kadar BuldumBuldum.com daki yoğunluğumun birçok girişimci arkadaşla birebirde görüşmemi imkansız kılsa da bunu daha kolay ve etkin şekilde yine kendi işim olan internetle çok kolay olacağını anladım. Özellikle kar günü buluştuğumuz girişimci adayı arkadaş gibi kar fırtınasına rağmen o kadar yolu aklındaki fikri danışmak için heyecanla gelen kişilere bir şekilde kendi naçizane tecrübelerimi en kolay şekilde bu blogla aktarabileceğimi düşünerek blog u mu başlatmaya karar verdim.

Öncelikle söylemeliyim ki bir konuda ahkam keser gibi görünmekten, amiyane tabirle artistlik yapmaktan en nefret eden kişilerden biriyim sanırım. Bazı konulardaki aykırı fikirlerim bu şekilde anlaşılabilir diye düşünüyorum. Bu sebeple blogumu takip eden arkadaşlardan o konu hakkındaki farklı düşüncelerini yorumlarla açık açık paylaşmalarını rica ediyorum, her bu şekildeki yoruma da elimden geldiğince dönüş yapacağım bu şekilde konuları daha detaylı şekilde tartışalım istiyorum.

Bunun dışında sosyal psikolojiye, tarihe ve stratejiye aşık biri olarak yazılarımda sıklıkla bu konulara atıfta bulunacağım o yüzden bu konuları sevmeyenler için bu blog zorlu bir blog olabilir 🙂 Ancak girişimcilikte bu 3 konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum o yüzden en baştan her girişimci adayı arkadaşa bu konularda okumayı tavsiye ediyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here