Bukalemun Girişimci

3
2216

Eminim filmi izleyen hepiniz Social Network (Sosyal Ağ) filmindeki Sean Parker’ın (Justin Timberlake) Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’i bir yatırımcı görüşmesine bıraktığı ve Mark’ın terlikle yatırımcıyla görüşmeye gittiği görüntüyü hatırlarsınız.

Gerçek hayattaki Mark Zuckerberg’in de ofiste bol bol çekilmiş terlikli görüntüsü meşhurdur.

Bu figürler ve filmlerin etkisiyle özellikle girişimcilik dünyasının dışındaki dünyada girişimciliğin böyle rahat giyinebilinen havalı bir dünya olduğu izlenimi uyanır. Hatta plazalarda her gün kravatla işe giden kişilerin girişimci olmak istemekteki en büyük sebeplerinden biri bu kravatlara elveda demek ve işe diledikleri kıyafetle hatta bazen terlikle bile işe gidebilmektir. (Şaka yapmıyorum, bir iş fikri için danışmaya gelen girişimci bir arkadaşıma neden girişimci olmak istiyorsun en büyük motivasyonun ne diye sorduğumda, “Artık kravat takmak istemiyorum” şeklinde cevap vermişti)

Oysa ki eğer kendi dünyaları olan ajans ya da yazılım gibi bir girişimcilik yapmıyorsanız durum bunun tam tersidir. Türkiye’de terlikle işe giden girişimciyi maalesef yaşatmazlar.

Ben de bu acı gerçekle üniversite birinci sınıfta yurtta kurduğum işimde daha işin en başlarında yüzleştim. Şuan gülerek hatırladığım hoş anımı paylaşmak istiyorum. Kişiye özel tshirtlerin nasıl üretilebileceğini öğrenmek ve mevcut üreticilerin nasıl yaptığını öğrenerek onlarla aramda ne gibi farklar yaratabileceğimi araştırmak için Beşiktaş ve Taksim’deki pasajları tek tek gezip komik desenli tshirt dükkanlarıyla tek tek görüşmeye çalıştım. Ancak çok kısa zaman sonra şunu farkettim ki benim liseli genç görünümüm ve Amerika’daki girişimcilerde görerek kendimde uyguladığım rahat spor kıyafet ve spor ayakkabılarla bırakın onlarla iş konuşabilmeyi beni neredeyse hiç “sallamadıklarını” farkettim. Hatta biri artık o kadar beni çocuk görmüş olacak ki ısrarlı sorularımı artık şunu diyerek kestirip atmıştı: “Kişiye özel tshirt ne ya, bunları minimumda biner biner ürettirmeden yapamazsın, yapacak olsak biz zaten yapardık kendini çok zeki zannetme” (Hala kelimesi kelimesine dün gibi hatırladığım bu sözün beni ne kadar üzdüğünün yanında ne kadar motive ettiğini de ayrı bir yazıda anlatırım, geçen şubatta dışarıda kar yağarken bile her gün yüzlerce tshirt siparişi alıp ürettiğimiz bir duruma gelmemizde elbette bu sözün etkisi olduğu gerçeğini saklayamam)

İnsanların bu ön yargısını ilk farkettiğimde çok moralim bozulmuştu, gençlere bu ülkede hiç değer verilmiyor, gençlerin hiçbir şeyi başaracağına kimse inanmıyor diye bir hafta sızlanarak ne yapacağımı düşünmüştüm. Girişimci olarak her zorluğa karşı yılmadan azimle üzerine gitmeyi zaten kafama koymuştum ama ne yapıp da beni adam yerine koymalarını sağlayabilirim diye kara kara düşünmeye başladım. Daha sonra aklıma çok güzel bir fikir geldi. 1 hafta boyunca kirli sakal bıraktım, bir takım elbise ve kravat alıp bir evrak çantası ile görüşmelere gitmeye karar verdim. Kirli sakalın etkisiyle görüntüm en az 5-6 yaş yaşlanmıştı, takım elbise ile diğer tshirt satıcısı dükkanlara gittiğimde çok şaşırtıcı bir şey oldu ve şaşırtıcı biçimde benim o görüntüm karşısında bana çok önem verdiklerini ve sorduğum gizli sayılabilecek sorulara bile ilgiyle cevap verdiklerini şok içinde gördüm. Beni ya para babası bir ağanın çocuğu zannetiklerinden ya da büyük bir tekstil şirketinin belki markalarını satın almaya gelen bir temsilcisi gibi gördüklerinden etrafımda resmen dört dönüyorlardı. Ben de bunu avantajıma kullanıp onlarla aslında en başında olması gerektiği gibi detaylıca iş konuşabiliyordum.

O sırada farkettim ki Türkiye’de görüntünüze maalesef sizden, fikirlerinizden ve hatta işinizden bile daha çok değer veriliyor. Görüntünüzle insanları etkileyip aslında onlara akıllarında sizin hakkınızdaki öğrenmek istedikleri şeyleri siz hiçbir şey söylemeden kendilerinin güzel şeylerle doldurmalarını sağlıyorsunuz. Bana sorsalar ne iş yapıyorsun diye, yalan söyleyemeyen biri olarak zaten öğrenci olduğumu söyleyeceğim halde onlar sormamayı seçerek kendileri tahminleriyle hakkımdaki bilgileri iyi şeylerle doldurmuşlardı, bu da sadece takımım kravatım ve sakalım sayesinde olmuştu. O andan sonra sakal bırakmaya başladım ve girişimciliğin bende oluşturduğu ilk izlerden biri kirli sakalım oldu.

(Mark Zuckerberg’in kapısında yazılı olduğu rivayet edilen meşhur sözü siz de tshirtünüze kişiye özel olarak şu linkten kişiye özel yaptırıp sipariş verebilirsiniz bu arada 🙂 )

Daha sonra farkettim ki sadece görüntünüz değil oluşturduğunuz algı bile  çalıştığınız kişilerle işlerinizi inanılmaz şekilde etkileyebiliyordu. Bundan altı sene önce hazır ödeme sistemleri yoktu ve sanal pos almak için bankalarla tek tek kendiniz anlaşmanız gerekiyordu. Sarıyer’deki ofisimize yakın büyük bir bankanın 2 katlı şubesine o bankanın sanal posunu almak için belki 7-8 kere gitmiştim ama alt kattaki gişe memurları ve güvenlik üst kattaki poslarla ilgilenen kobi ve portföy yöneticilerinin yoğunluklarını bahane edip kendileriyle beni bir türlü görüştürmüyorlardı. Şubeye giderek bu işi çözemeyeceğimi yine acı acı anladım. Yine çözüm gardroptaydı ama bu sefer daha büyük bir algı yönetimiyle sorunu çözmem gerekiyordu. Takımımı giyip ofise döndüm ve ofisimizde müşterilerimizin sorularını cevaplayan ekip arkadaşımızı sanki asistanımmış gibi bankayı arattırdım ve kobi yöneticisini değil direkt şube müdürünü istemesini söyledim. 7-8 kere şubeye gidip haftalardır yüzünü bile göremediğim şube müdürü, asistanım gibi arayan kişinin telefona bağlamasıyla artık telefondaydı, kendisine işimizi ve şirketimizi anlatıp ofisimize davet ettim. Aynı gün içinde tüm şubedeki kobi, portföy ve bireysel yöneticilerini alıp ofisimize gelmişti ve önümde el pençe divan şekilde önünü ilikleyerek duruyordu. Yaptığımız şeyleri olduğu gibi hiç abartmadan anlattığımda o kadar etkilendiler ki o gün sanal pos başvurusunu yapıp birkaç gün içinde websitemize kurulumunu yapmıştık. Yaptığınız iş ne kadar hızlı büyüyen ne kadar güzel bir iş de olsa maalesef size ilk fırsat; toplumdaki genç, tecrübesiz, küçük iş gibi ön yargılar sebebiyle size verilmeyebiliyor. Bu durumlarda bu ön yargıları yıkmak için küçük algı yönetimlerini maaesef kullanmak gerekebiliyor.

Zamanla büyüyüp bol sıfırlı cirolar yaptıkça artık zaten rakamlarınıza bakar bakmaz size daha en baştan çok büyük önem vermeye başlanıyor. Şirketiniz büyüdükçe kargolar, bankalar, büyük tedarikçiler şubelerinin yöneticilerini ya da şube müdürlerini değil genel müdürlerini göndermeye başlıyorlar.  Markanız şuan BuldumBuldum.com da yaşadığımız gibi her yerde bangır bangır duyuldukça; otobüslerin üstlerinde, gazetelerde ya da internette her yerde karşılarına bolca çıktıkça siz onları değil onlar sizi arıyor. Gelen kişilerin karşısına nasıl ve hangi kıyafetle (terlik olmamak kaydıyla 🙂 ) çıktığımızın artık çok bir önemi yok ama yıllar önceki ilk zamanları hatırladıkça görüyorum ki girişimciliğin ilk ve en zor yıllarında bukalemun gibi olmak gerekiyor. Bukalemun gibi olmaktan kastım her zaman takım elbise giymek değil, doğru zamanda doğru görüntüyle olmak. Biz girişimcilerin özellikle işimizin ilk zamanlarında şirket içinde iş seçmek gibi bir lüksü yok, gerekirse çantayı alıp kapı kapı dolaşmamız gerekiyor. Eğer bakkalları bağlayıp onlara online bir mağaza açtırmak gibi bir web işiniz varsa takım elbise yerine onlarla samimi muhabbet kurup işi bağlayacağınız bir görüntüyle gitmeniz çok önemli. Ya da büyük bir marka ile iş birliği yapmak istiyorsanız onların tshirtünü giyip görüşmeye gitmek, onların ürettiği bir şeyi kullandığınızı göstermek inanın çok etkili.

İşin başında tek kişilik dev kadro gibi olmanız gerektiğinden bazı yerlere Co-founder/ CEO gibi havalı ünvanlı kartvizitlerle CEO gibi giderken bazı yerlere satış sorumlusu gibi gidip hatta satış sorumlusu yazılı kartvizitinizi uzatmak gerekebiliyor. O yüzden girişimciler için bukalemun gibi ortama uyum sağlamak bazen işin en büyük sırrı, kapıları kolaylıkla açan sihirli bir anahtar. Tabii burada işin olmazsa olmazı kendinizden ve dürüstlükten ödün vermeden bunu yapmak. Gerçekleri saklayarak ya da değiştirerek değil gerçekleri daha ön plana çıkararak fırsat kapılarını açmak gerek.

bukalemun

İlk görüntünüz bazen çok önemli bir anlaşmayı imzalayıp imzalamayacağınızı belirleyen en önemli etken oluyor. Bazen bir yatırımcıyla önemli bir ortaklığa başlayıp başlayamamanıza sebep oluyor, bazen de hayati bir müşterinizin sizinle çalışmak isteyip istememesine sebep olup sizi ve şirketinizi çok iyi ya da çok kötü yönde etkileyebiliyor. O yüzden ilk izleniminizi koşullar içinde olabilecek en iyi şekilde yönetmeniz çok önemli.

“Unutmayın ki asla ilk izlenim için ikinci bir şansınız olmayacak”

 

3 YORUMLAR

  1. gerçekten herkesin kendinden ve çevresinden bir parça bulabildiği tek solukta okunan bu yazınızla ülkemizin ( ya da insanlığın demeliyim belki de ) genel algısını çok güzel dile getirmişsiniz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here