Platonik Rekabet

0
519

İş hayatındaki rekabet ile kişisel hayattaki rekabet çok farklı şeyler. İş hayatında rekabet hakkındaki görüşlerimi daha sonraki yazılarımda paylaşmaya çalışacağım ama bu yazımda kişisel hayattaki tatlı sert rekabetin ne kadar güzel ve geliştirici bir şey olduğunu kendi hoş bir anımla paylaşmak istiyorum.

Kişi olarak rekabeti seven birisiyim. Rekabetin hayatımın birçok evresinde bana çok katkı yaptığını gördüm. Etik değerlere dikkat edilerek yapılan tatlı sert rekabet insanın kendini geliştirmesi için en önemli sebeplerden biri haline geliyor. Üstelik bunun için karşınızda kanlı canlı bir rakibinizin de olması da şart değil. Bu konu için komik bir anımı içtenlikle anlatmak istiyorum. (Umarım bu anımdan sonra benim hakkımda korkuya kapılmazsınız 🙂 )

Liseyi birincilikle bitirdim. Ancak bu birincilik çok zorlu geçen bir yarıştı çünkü okulda çok sağlam rakiplerim vardı. Lise 2’yi sayısal olarak okuyanlar bilirler, en zor dersi fizik dersiydi. Dersin zorluğu konuların zorluğunun dışında kendisini çok sevdiğim ve hala görüştüğüm idealist ve öğrencileri zorlasa da en iyiyi öğretmeyi hedef edinen Lise 2 fizik hocamdan da kaynaklanıyordu. 1. liği kaptırabileceğim tek ders bu dersti o yüzden sene başında sadece normal kitaplarla değil birçok test kitabıyla da derse çalışmaya karar verdim.

Bir aile dostumuz “Boşuna FEM serisi kitaplarını almayın, bizim üniversiteyi kazanan yeğenimizin kitaplarını alın” dedi. Ben de bu kitap serisinin tümünü kendilerinden aldım, içlerinde FEM Fizik 2 kitabı da vardı. Kitabı kullanan kişi liseyi birincilikle bitiren üniversiteyi dereceyle kazanan Kaan adlı bir çocuktu.

78729041_tn30_0

Kaan kitapta her testin üzerinde kaç doğru kaç yanlış yaptığını ve soruların altında çözümlerini yazıyordu. Konuları çalışıp testleri çözmeye başladığımda farkettim ki çocuk testlerin neredeyse hepsini full luyordu. Üstelik full lemekle kalmıyordu, soruların altındaki problemleri çözüş biçimleri de dahiceydi. Zamanla kendimi onunla yarışır halde buldum. Sırf ondan daha fazla doğruyla testleri yapayım diye ardarda 20 soruluk 30 test çözdüğümü hatırlıyorum. Ama o kadar dişliydi ki onu geçmek neredeyse imkansızdı. Zamanla aile dostumuzdan onun hakkında daha çok bilgi aldım. Kaan solak biriymiş ve öss den 1 ay önce basketbol oynarken sol  kolunu kırmış, 1 ayda sağ kolunu geliştirerek öss ye sağ koluyla girip derece yapmıştı. O kadar bilenmiştim ki bunu duyduktan sonraki gün itiraf etmeliyim ki ben de sağ kolunu kullanan biri olarak sol kolumla soruları çözmeye çalışmıştım 🙂 ) Tabii beceremeyince en iyisi tekrar testlerde kendisini geçmeye odaklanayıp dedim 🙂 Zamanla bu platonik rekabet sayesinde fizikte o kadar iyi oldum ki Kaan’ı testlerde geçmeye başladım hatta soru çözüş biçimlerimde daha dahiyane çözümler bulabiliyordum. Okuldaki tüm fizik sınavlarım 100 e yakın geliyordu, tüm dershane fizik bölümü sorularını fullemeye başlamıştım. Hatta fizik hocamızın sorduğu not olarak direkt 100 getirecek ödüllü zor soruları bile kolayca yapar duruma gelmiştim. Kaanla hiç tanışmamış olsam da benim okul birinciliğimde çok önemli bir paya sahipti. Üstelik şuan bile en sevdiğim konulardan biri fizik, halen daha ilginç fizik makalelerini keyifle okurum.

Kaanla platonik yarışımız tatlı sert rekabetin bir insanı ne kadar iyi hale getirebileceğini ve ne kadar gelişmesini sağlayabileceğini görmemi sağlayan en güzel rekabet oldu. Bu tatlı sert rekabet sadece o konuda benim gelişmemi sağlamadı, aynı zamanda hayatım boyunca bu konuyu çok sevmemi de sağladı. Bu sebeple herkesin hayatı boyunca kendilerine hedefler koymasını ve bu konudaki en iyi kişilerle kendisini –platonik bile olsa- tatlı sert bir rekabete tutup o konuda en iyi olmayı hedeflemesini çok önemli buluyorum.(Girişimcilikte Günün 24 Saati Akıldan Çıkmaması Geren 24 Şey Madde 17) Bu rekabet ile, o konuda en iyi olamasanız bile bunun sizi o alanda çok iyi hale getireceğine ve hatta daha da önemlisi o konuyu içten içe tutkulu bir şekilde sevmenizi sağlayacağına emin olabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here